PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

11 Nisan 2010 Pazar

Frekansı Bozuk Radyo Alıcısı -XIII-

Direncin sorgulara takıldığı koca bir geçmişten arta kalanları öğütmeye çalıştığım zaman aralıklarında, kitaplar arası kovalamalarım başlar. Duygu tortularını en iyi saklayanlardan birisi de onlardır. Kelimelerin içinde geçmiş ve bugün arasındaki bağı kurabileceğiniz, çoğu zaman şartları ağır, detaylar saklıdır. Ya şundadır ya bundadır derken aslında içinizdeki haritanın yeri çoktan bellidir…

Sırnaşık kelimelerin yakınlığında kurulmaya çalışılan zarif köprüler…
Hiç kimse “bunu ben biliyordum” demesin…
Çünkü ben, bilmiyordum…

Titreşimlerin sarıp sarmaladığı bir yörüngeye girmeyeli ne kadar oldu ki? Acaba nasıldı? Huzura adanmış yaşamın çizgisinde, yeni bir noktanın yakınlığı ne demekti?
Defalarca dinlediğim ezginin tanıdık vuruşlarına dokunur gibiydi kelimelerin. Açılan pencerenin bir köşesinden başımı uzatınca, hep aynı sokağa bakıyor gibi hissettim kendimi. Soru şuydu: Sen o sokağın neresindeydin? Geçitlerinin buluşma noktasına olan aşinalığım, beni duraklamaktan alıkoydu. Yavaş yavaş yürüyecektim oysa. Kontrollü ve ölçerek. Adımlarım hiç bu kadar heyecanla gitmemişti bir yere. Ellerimi açtığım günü anımsıyorum, yıllar öncesinden. Ortak paydaların kavuştuğu kolları çağırışım ve sonrasında uzun bir uykuya dalışım…

Bir gece öncesinin damağımda kalan tatlarıyla yola koyulmak... Çantada, az sonra acıkacak olmanın verdiği rahatlıkla bekleyen birkaç hazır yemek(!) Gümüş özlemler... Değeri dudak arasına katlanılıp bırakılan beyaz yaşamlar... Akıp kaldığım söz dizimlerinin, boğazımı yakan baharatlı tadı...

Yine satırların özgürlüğü benim elimde bugün anlaşılan. Konuşmayacaksın. Anladım. Tek şeritli yolda gitmenin zorluğu... Senden gelen tek ses :

" İyi pazarlar..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder