PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

25 Nisan 2010 Pazar

Birkaç Kelime

Zamanla sınırlı bir kaç kelimeyim ben. Birazdan, her şey kendini kapatıp sokaklar ıssızlığa gömüldüğü vakit, ben de çekip gideceğim buralardan. Geriye nasıl bir iz bırakacağımı, hangi pencereden fütursuzca gireceğimi bilemiyorum elbette. O mu? Belki de uykusundan uyanıp buraya gelecek ya da yorulmuş düşlerini burada yeniden onaracak.. Ama dedim ya ben, zamanla sınırlı bir kaç kelimeyim sadece... Birazdan gideceğim...

Yanlış bir hesaplama sonucunda, yanlış bir gecede karşıma çıktı ansızın. Beklemedikleriniz vardır hayatta, bekledikleriniz gibi olmayan... Yani koyacağınız yeri önceden hesaplamadıklarınız... Zamansızlığın gölge gibi düştüğü vakitlerde gelirler. Gölge gibi… Yalınayak ve siyah çizgilerle. Buluttan gövdeleri vardır. Bedenleri makyajlarıdır. Başka bir şey sürmeye ihtiyaç duymaz, arınmak için herhangi bir çaba göstermezler. Sizin oturmaktan itinayla kaçtığınız yerlerin müdavimleridir. Gün gelir de "bana neeee" diye haykırdığında iç sesiniz, o hiç istemediğiniz ama içinizin bir yerinde sinsice bekleyen diğer benliğinizle yola çıkarsınız. Nereye mi?
Oturmaktan itinayla kaçtığınız yere...

Evinizin kapıları daha önce hiç bu kadar sıkı sıkıya kapalı değildir. Meselâ bir arkadaş ziyaretine oldukça yabancıdır ya da ufak tefek tamir ihtiyacınızı giderecek bir tamirciye... Bir an kilitler açılır ve hiç tanımadığınız, yalnızca günlük koşuşturmacalar içerisinde yer verdiğiniz o "bilinmeyeni" içeri alırsınız. Kapıyı kapattığınızda başlar "anlam"... Kapanan kapının sesi gerçeğe dönüştürür yaşananları ve işte o an anlarsınız beklemeyen zamanlardaki beklenmedik insanları...

Ufak adımlarla dolaşır önce. Tanımadığı bir ortamın vermiş olduğu tuhaf bir yüz ifadesiyle. Her şeye hâkimsinizdir. Sağ veya sol eliniz bir şeyleri göstermeye muktedirdir o an. Yaraları bulur, gösterir ve geri çekilirsiniz... O dakikadan itibaren her şeyin yönü çoktan değişmeye başlamıştır.  Zaman kendi ağırlığınca işlemeye başlar.
İşler...
İşler...
İşler...
Ya olanı biteni izlemek için kendinize uygun bir konum belirlersiniz ya da aklınızın bir kenarında az sonra olacakları düşüne düşüne evin geri kalan işlerini yapmaya koyulursunuz. Dayanamaz, yanına tekrar gider ve onu izlersiniz. Olası sorularınız için önceden belirlediğiniz bir yeriniz aslında vardır. Orada durur ve bugüne kadar yapmaktan kaçındığınız, belki cesaret edemediğiniz ya da tembelliğe hapsettiğiniz şeyi, (adı her neyse) sorularınızla algılarınızın içine tıpkı bir duman gibi çekmeye çalışırsınız.

İlk soru önemli. Anlatılan veya görünen sahnenin her olgusunun değişikliğe uğrayacağı yer burasıdır çünkü. Güç dengeleri birazdan değişecek ve az önce, kapıyı açtıktan hemen sonra başlayan hâkimiyetiniz, o "beklenmedik" insanın tarafına kayacaktır... Seçiminiz o an için çok da bilinçli olmasa bile, her ikinizden kayıp giden hâkimiyeti algılamanız çok zor olmayacaktır. İşte o dakikadan sonra olanların sırasını değiştirmek için elinizden bir şey gelmeyecektir.
Meselâ o kapıdan içeri giriş anını başa alamayacak, kilidin her zamanki iki anahtarlı açılışındaki yalnızlığa ulaşamayacaksınızdır. İki harekette alt kilidiniz ve üç harekette üst kilidiniz açılmıştır bir defa ve adımlar vakit kaybetmeksizin evinizin içine kadar girmiştir. Yani "beklenmendik" bir zamanda, "beklenmedik bir insan" "beklenmeyen" bir yere, evinize girmiştir!!!

Zaman doldu. Demiştim… Ben sadece zamanla sınırlı birkaç kelimeden ibaretim. Sokağın ıssızlığını hissedebiliyorum, bakmasam da! Peki, nasıl bir iz bırakmış olabilirim?  Ya da uğursuz bir karşılaşma anında  sesinde saklanıp kimin bedenine sızmışımdır usulca...
O mu?
O çoktan…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder