PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

7 Eylül 2010 Salı

Bilinçaltımın Telli Duvaklı Yolları

Uzun zamandır herhangi bir kapıyı açmak adına bir şeyler düşünüyorum. Kapının rengi, kime ait olacağı, arkasında ne olacağı veya nelerin olmasını istediğim konusunda herhangi bir fikrim yok. Sadece bir kapıyı açmak...

Uzun ve sessiz gecelerin arkasından, evin içindeki büyüyen yalnızlığı takip ettiğimde karşıma hep daha büyük bir şeyler çıkıyor. Ya yığılmış kitaplar, yatak odasına hangi zamanda biriktirdiğimi kestiremediğim terlikler, kapı kollarında asılı çantalar, en az dört beş yerde rastlamanın mümkün olduğu makyaj malzemeleri... Ama bir şey var ki mutfak hep daha derli toplu. Ne zaman kötü bir şeylerin olacağını düşünsem ya da ellerimden dayanılmaz bir sıcaklığı kovuşturmaya çalışsam mutlaka suyla savaşırım. İzlediğim filmlerin orta yerinde koşa koşa kendimi en yakın musluğun altına atmışlığım var. Suyla kurduğum bu yakınlığın başlangıcı neyle oldu inanın hatırlamıyorum. Yine de akıp giden herhangi bir şeyin varlığı galiba beni mutlu ediyor. O siyah küçük deliklerden yuvarlana yuvarlana yolunu bulmaya çalışırken su damlacıkları ben de kendi içimdeki yolu bulmanın sevinciyle rahatlıyorum.

Çok uzun süredir kapıyı çaldığımda içeriden bana seslenecek bir varlık yok. Çok defa düşünmüşümdür bir kedi ya da ne bileyim bir köpeğim olsa, bütün bunları düşünmeden zamanımı geçirebilir miydim diye? Zaten o K-9'un bir geceyarısı arabadan iner inmez sağ bacak baldırımı tutmasıyla, köpek fobim de iyice depreşmişti. Fobilerimi yenmem uğruna bazı arkadaşlarımın benden daha fazla istekli olmalarının zaman zaman kurbanı oldum. "Bak, rahat ol kasma kendini bu kadar. İnan alışacaksın. Bir şey yapmayacak", gibi cümlelerin sonrasında kendimi kaybedecek kadar titrediğimi hatırlarım. Küçüklükten kalma keçi inadım her defasında devreye girer ve deli divane bir hâle bürünüp kan kustururum. Kan kusturmak dedimse öyle büyük şeyler gelmesin sakın aklınıza. Deyimlerle aram kimi zaman iyi kimi zamansa kötüdür. Belki de mübalağa en sevdiğim sanattır!

Yine aynı şey oldu. Kapıları açmakla ilgili bir konuya giriş yapmaya çalışıp yine kendimden dem vurdum. Bilinçaltının telli duvaklı yollarında beyazlar içerisinde dolaşıyorum. Siz bana aldırış etmeyin. Derinlere, en derinlerime gitme arzusu oldu bitti peşimi bırakmadı. Konuyla ilgili olarak başlayan telkin çalışmalarım da hali hazırda bugüne kadar devam etmekte.

O kapı şimdi nerede kim bilir. Bugüne kadar açmaya çalıştığım kapılarda başarılı olamadım. Demek ki henüz doğru kapıyla karşılaşmadım. Zaten o kapının görüntüsüne dair kurduğum belirsiz hayaller de işimi oldukça zorlaştırıyor. Çünkü başta da söylediğim gibi açmayı düşündüğüm kapıya dair herhangi bir fikrim yok!  Biliyorum, tutarsız, çoğunuza saçma bile gözükebilecek bir istek bu. Hatta bazılarınız da " Daha ne istediğini bile bilmiyorsun ki sen", diye bana hiç de yabancı olmadığım cümleler kuracaksınız. Olsun. Ben hiç değilse o kapının hala bir yerlerde -henüz- benden habersiz varlığını sürdürdüğünü biliyorum.

Şşşt! Ne düşündüğünüzü iyi biliyorum. Sakin olun. Bu yalnızca bir kapı. Bildiğiniz kapı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder