PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

6 Mart 2011 Pazar

Frekansı Bozuk Radyo Alıcısı XXXI

Uzun soluklu sohbetlerin düş köşeme yansıyan yerinde, ayarı ellerine bağlı bir düzensizlik var. Onca ertelenmiş buluşmanın yorgun sabahlarında uyanmamak adına ne de çok direndi bedenim. Geçitler vardı yol üzerinde, her biri kendi keskinliğinde yok olan. Kokulara bulandıkça, ruhumun patikalarında sıkışıyordum. Bir iz, bir ses veyahut geceyi üzerime örtecek en ufak bir belirti kalmamıştı.
Korkularım vardı. Sesimdeki şiddete, içimdeki çocuksu gülümseyişin sıcaklığına rağmen hangi andan kaldığını bilmediğim korkularım.

Yıllar geçti ve ben hâlâ o geçitlerin keskinliğinde sessizce devam ediyorum yoluma. Kalbimde bulutların hafifliği, ruhumda geç kalmış bir sevinin yorgunluğu saklı.  

Başlıkların anlamlı ezgisinde yürüyorum. Her durak, bir sonu anlattı öykülerimde. Durağa yaklaştıkça başımı yasladığım pencereden ayrılmak istemedim hiç. İnadımı durduran, bir başkasının "Duracak" yazısını gözlerime işlemesi oldu.

İndim...

Nefesime karışan ağır şehir kokusu ve yüreğime dokunan "işte bu son şarkı, az sonra kepenklerini indirecek kalbin" diyen sesin yankısıyla...

Adını ne koyuyorlardı yaşadıklarımızın? Çizgi ötesinde yürürken, bana hangi masalı anlatıyordu kelimeleri. Sorgu gecelerinde bağırarak uyandığım kaç yaşamım olmuştu benim ve ben hangi yaşam çıkmazında, sırılsıklam ayıkladığım bir yağmurun kollarına umursamadan bırakmıştım kendimi?

Anımsamıyorum...

Günlerdir parmak uçlarıma dokunup kaçan haylaz kelimeler saklı düşlerimde. Düğümler büyüyor. Her gelişinde bir ilmek daha atıyorsun kış uykuma, sıçrayarak uyanıyorum.

Söyle hangi yolun başındasın? 

Biliyorum bir tek senin ellerin dokunursa çözeriz geceyi bağlandığı yerden. Sen yalnızca fısıldayan sözcüklerini sarın gel. O bana yeter!

5 Mart 2011 Cumartesi

Bozgun

Suskunlukların da dili çözülür elbet. Bir gece, hiç beklenmeyen dar bir kapı aralığında, bir çift yeşil göz inceden inceye resmedebilir meselâ süzgeçten geçmek bilmeyen geçmişi.

Sevdalar dalga boyu iner geceye. Ardından bir ses düşer tene ve karışır hoyrat masalların yazgısına.
Kalem, parmak uçlarından alın yazısını giydirir genç kadına.
El, ellerin üzerinde ölümsüzleşir,
Ten, yâr kokusunda...
Böyle başlar tarihin en anlamlı aldatmacası(!) Sonra birden düşer gecenin bel kemiği. Ritimsiz, alçaktan düşme. Hüzün salgıları damarlardan usulca kımıldamaya başlar. Rüzgârlar göç mevsiminde baş gösterir. Beklenmeyen bir bakış, unutkanlıkların arasından gelip yerleşen bir tanışıklık, resmi gidişinle duvardan indirilmiş bir sabahta fark edilmekle edilmemek arasında bir yerde kendisini hissettirir...
Neden sorgusu dilin ucunda yuvarlanırken,
varoluşu didikler sevinin
eskiyenleri...

İstenmeyen suskunluklar yerleşir kalple dimağ arasına. An suskunlukla devleşir ve sözler, eski sevişmelerin odasında buzdolabının üzerindeki kartların arkasına kapatılır.

Suskunlukların da yazgısı bozulur yarim.
Onların da sonu yazılır.




Bir adam görmüştüm...
Siyahtı, yoktu...
Kadın yaklaştı ona, bembeyaz bir öykü gibi duruyordu renksizliğin ortasında...
Kısa bir öykü yazabilirdi yazar ama vazgeçti...

1 Mart 2011 Salı

Halk Böyle bir Destek(!) Vermiyor Sana Digitürk!

Dün gece bloglar teker teker kapanmaya başladı. Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurarak, Google’ın ücretsiz blog servisi blogspot hakkında ‘kapatma kararı’ alan Digitürk, yayın hakları Lig TV’ye ait futbol maçlarını da gerekçe olarak gösterdi. Böyle bir durumla karşı karşıya kalmak gerçekten sinir bozucu. Şu dakika, bunları yazarken, benim blogumun da bugün yarın kapanacağı anı beklemek düşüncesi de beni kahrediyor. Ama elbette durum bireysel alınamayacak ve ne olursa olsun sessiz kalınmayacak kadar önemli. Çünkü bir şekilde sesimiz kısılmaya, ellerimiz ve zihinlerimiz körelmeye, mahkum bırakılmaya çalışılıyor. Sözde demokratik bir ülkede gün geçmiyor ki sansürün her türlüsüyle karşılaşmadan yaşayabilelim. Üreten beyinlere iktidarın soğuk kelepçeleri takılıp saçmasapan gerekçelerle insanların özgür hakları ellerinden alınıyor. Nereye kadar? Birgün parçası olduğunuz bu ticari zihniyet sizi de eline geçirene kadar mı? En yakınlarınızın, sevdiklerinizin başına akla hayale gelmeyecek işkenceler yapıldığında mı ya da kölesi olduğunuz birtakım araçlar elinizden alındığında mı? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılar, ticari kaygı içinde insani değerlerden vazgeçenler, insanı insan olmaktan ürkütecek hale getirdiklerinde mi mutlu olacaklar. Hani bir laf vardır, çok bilinen: " Bu dünya kimseye kalmaz, Sultan Süleyman'a bile kalmadı." diye, sizler, böyle devam ederse size mi kalacak sanıyorsunuz? Bu nasıl bir oyundur? Giderek son umutları da çalma yarışı içine mi girdiniz Türkiye ve gelecek yarınlar, yarınlarımız için?


Sabahtan beri herkesin haklı çığlığını okuyorum sosyal medayada. Yükselen seslerin -sizlere rağmen- olduğunu bilmek, gölgelerin içinde güneşin ve parlayan akılların cümlelerini okumak -ama öfkeli- yüreklendirici... 


Son birkaç yıldır ülkede meydana gelenler iyice çığrından çıktı. Dengeler bozuluyor ve bozulan dengeler içerisinde insani olan her şey de bozulmaya hızla devam ediyor. İnsanlar daha fazla "oysa" ve "keşke" demeye başladı. Lanet okuyanların sayısı da artıyor. Gündelik yaşamın kendi içindeki sıkıntıları, stresleri üzerine evimize gelip de bir nevi "oh be" diyeceğimiz dakikalar içinde, endişeler kök salmaya başladı. Düzen ve iktidar, zehirli bir sarmaşık gibi kalemlerimizi, okuduklarımızı, ele geçirmeye, sarmaya başladı. Beyinler kuşatılmış durumda! Sanata ve edebiyata, o en yaratıcı damarlara birer birer ket vurulmaya başlandı. Bundan böyle ne bekliyorsunuz ki bu koşullar içinde yaşamak zorunda bıraktığınız insanlardan? 


Anlamak istemiyorum. Anlamayacağım da! Bugün -henüz- kapatılmamış bu blogtan ve ulaşabildiğim her mecradan da konuşmaya, yazmaya devam edeceğim. 


Not: Aşağıda Digitürk'ün Dipnot.tv'ye göndermiş olduğu açıklamayı da okuyabilirsiniz. Tabii hâla engellenmediyseniz!!!



İşte Digiturk’ün açıklaması:
 “Tüm kamuoyunun bildiği üzere Digiturk, Türkiye Futbol Federasyonu’nun  yaptığı ihale neticesinde yıllık 321 milyon dolar ödeyerek süper toto süper ligi maç yayın haklarını almıştır.
Yayın hakları Digiturk’e ve Lig TV’ye ait olan maçlar, bazı internet siteleri  tarafından  kanunlar hiçe sayılarak yayınlanmaktadır.
 Kanunların kurumumuza yüklediği bütün yükümlülükler eksiksiz yerine getirilip içerik ve yer sağlayıcılar defalarca uyarılmasına rağmen internetten illegal yayın yapılmasına son verilmemiştir.,
Son çare olarak yüce Türk mahkemelerine başvurulup  illegal yayınları yapan sitelerin verdiği zararın durdurulması talep edilmiştir. Mahkeme yasal olarak her şeyin yapıldığını ve ihlalin hala durdurulmadığını tespit ederek bu sitelere erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Bu kararın uygulanması ile  birlikte blogspot’ta bazı bloglar’a da erişimde problemler ortaya çıkmış olup, bu  problemlerin tek sorumlusu uyarıldığı halde illegal içerikleri yapan sitelerin yayınını ısrarla durdurmayan Google ve Blogspot’tur.
Halkımızdan almış olduğumuz destekle Türk futboluna yaptığımız yatırımlarla birlikte, illegal maç yayınlayan kişi yada kişilerle mücadelemiz devam edecektir.
Burada en komik cümle de sanırım " halkımızdan almış olduğumuz destekle" cümlesidir. Ben böyle bir destek vermiyorum sana DIGITURK!!!!