PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

12 Mayıs 2026 Salı

Her şey Hep Her şey Sanki - Bölüm 3

10

Burada geceler uzun olur. Bitmek bilmeyen zaman, sen hızla geçip gidiyordur diye sanırken aniden durur. Hatırlıyorum, yıllar önce yine bir maceranın peşi sıra kalkıp da gelmiştim. Çok oldu. Karayoluyla tam altı şehir geçmiş, henüz ayakları yere basmayan bir heyecanla otobüsten inmiştim. Kendi sözcüklerimle gelin güvey olduğumu daha sokağın başından dönmeden, apartman kapısının önünde üzerindeki yeşil süveterinden tanıdığım Hasan'ın benden başka birinin hayali olduğunu gördüğümde anladım. Hepi topu yarım saatin içinde olmuştu her şey. Apar topar yola çıktığım için valiz bile almamıştım. Otobüsten iner inmez karşıma çıkan ilk taksiciye Canalır Caddesi'ni sormuş, aslında iki adımlık yer olduğunu ama şimdi, bu geç vakitte, o mesafeyi yürümenin doğru olmayacağını öğrenmiştim. Neyse ki taksiciye: ‘şehrin yabancısıyım’ deyince zaten eve gidiş yolunun üzerinde olan caddeye beni bırakabileceğini söylemişti. Gerçekten de yakındı. Taksici beni, Hasan'ın gönderdiği fotoğraflardan bellediğim evinin kesiştiği Verilmez Sokağı'nın başında bırakıverdi. Zaten ne olduysa taksinin patlayan egzozunun sesi iyice uzaklaştıktan sonra oldu. Sokağın tabelasına her zamanki gibi işimi sağlama alma içgüdüsüyle yeniden bakıp yanlış yer olmasın diye bir kez daha kontrol ettim. Oysa tanıyordum. Kaç defa o fotoğrafları incelemiştim. Belli belirsiz pencere çerçevelerinden sızıp içeri kadar girmiştim.

Elimdeki küçük, orta sayfaları iplerinden kopmuş not defterimdeki adreste tamı tamına şöyle yazıyordu: Canalır Caddesi, Verilmez Sok. Kaya Apt. No:313/13

Cadde, sokak tamamdı. Doğru yerdeydim. Ellerimle saçlarıma çekidüzen vererek sokağa doğru dönüyordum ki onları gördüm. İşaret parmaklarından tutuşmuşlardı. Sol ayağımın parmak ucunda kalakaldım. Ne adımımı tamamlayabildim ne de yere basabildim. Sokak lâmbası söndü. Doğulu bir rüzgâr elimdeki not defterinin gövdesine zorla tutunmuş yapraklarını savurdu gitti. İçeride kocaman bir beyazlık kaldı. Adresin yazılı olduğu sayfa birkaç metre ötedeki mazgallardan birinin deliklerine takılıp kaldı. Rüzgâr estikçe kopan sayfaların cansız yapraklarından çıkan huzursuz ve uzun, uğultulu sese dalıp gittim. Hasan bir süre kıpırdamadı. Kızın sesi çıkmıyordu. Benimse bütün heyecanım donmuştu. Sanki adresi baştan belli bir yazgının karşılığı bendim.

Bazı şeyleri sonradan fark ediyor insan. Gözünüzün önünden gelip geçiyor. En küçük izlere bile anlam yükleyişimin başlangıcı da o güne denk düşer. "Bir şeylerin oluşundan sonuçların sesini duyarsın." derdi babaannem. Yıllar sonra ne anlama geldiğini daha iyi anlayabiliyorum. Burası uzun hikâye. Belki sarı şehre varmadan hikâyenin hiç aklımda olmayan bu kısmını da anlatırım.

O gece bitmek bilmedi. Hasan kancayı kopardı ve gitti. Diğerini görmedim. Ya da görmeyi istemedim. Bir süre, hemen başımın üzerindeki sokak tabelasına sonra da karşı kaldırımdaki ondan daha büyükçe cadde adının yazılı olduğu tabelaya bakıp taksicinin beni getirdiği yöne doğru yürümeye başladım. Otobüs terminaline kadar bir hava boşluğunda yolculuk ettim. Bir saat içinde otobüsten inmiş şimdiyse yine aynı saat içinde otobüse binmek için kalkış saatinin dolmasını bekliyordum. İçimde yerleşen duygununsa bir zamanı yoktu. Yalnızca hiç ilerlemediğini hissettiğim bir gecenin tam ortasındaydım. Olaylar hızlı zamansa yavaştı. Birbirine zıt bir denklemin, eşitliğin hangi tarafında durduğumu anlamakta zorlandığım bir şaşkınlığın, her iki tarafından da sıkıca kapatılmış parantez içi gibiydim.

O şehri bütünüyle hiç göremedim. Şimdi burada oturmuş içten içe onu gözetliyorum.

Yenildiğim topraklara yeniden geldim. Ve hâlâ geceleri eskisi gibi uzun.

Her şey olup biter ama burada gece bir türlü geçmek bilmez. Belki de geçmeyen duyguların uçsuz bucaksız bağlantılarının yol açtığı düşüncelerdir. Tek bir andan yola çıkıp birçok kola, mekâna, kişiye, şehre bağlanan kılcal damarlarıdır. Tıpkı şimdi olduğu gibi!