PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

19 Ekim 2011 Çarşamba

*Han(9) - Benzerlik Endişeleri

Üstüm açık yığılıp kalmışım. Gün ışığının puslu havalarda insanı yoran bir havası var. Kar yağmaya devam ediyordu. Gözlerimse ağır ağır dış dünyanın izlerine çarpıyor, içimdeki geçitlerin sürekliliği yoruyordu. Sanki bitmez tükenmez bir merdivenin basamaklarını döne döne çıkıyordum. Metal soğukluğu avuç içlerimi her basamakta biraz daha acıtıyor, sızıyla karışık yakıyordu.
Kitaplığım, hiçbirine düzenli notlar almadığım ama bir yenisini almaktan da asla geri durmadığım not defterlerim yığınlar halinde yerde toplanmayı bekliyordu. Bir yolculuğun en sıkıntılı zamanları, yanına ne alacağına bir türlü karar veremediğin anları olmalıydı. Belki de her şeyden bir parça götürmek en iyisiydi. Ama bu defa da yoklukları hatırlandıkça üzeceğini bildiğim, beni anlatan, yerine göre çoğaltan onca şey, uzak bir şehirde beni eksiltebilirdi. Soğukkanlı olmalıydım.


Karda debelenen bir arabanın rahatsız eden motor sesi sayesinde, bakışlarımı derinleştirdiğim yerden kurtarmayı başarmıştım. Bir süredir böyle uzun uzun sabit şekilde duruyor, gördüklerimden çok daha uzak yerlerin yollarında buluyordum kendimi. İşin içinden çıkamayınca da geri dönüyordum.


Birkez daha Ankara'nın karla bile renklenmeyen havasına baktım. Hayat, hiçbir zaman buradan baktığım pencereler kadar dar, sığ ve sınırlı olmamıştı. Ama bu şehir ve bu şehre ait olan her şey gün geçtikçe beni kendi içine katlıyordu. Parmaklarımı büküyor, kollarımı bedenime sarıyor, başımı göğüs kafesimle beraber bağlıyordu. Ankara, deli gömleğinden farksızdı. Bu şehri, bu karanlık düşünceleri ve anıların huzursuzluğunu toparlayıp bir kenara yığıp çekip gitmek tek kurtuluş yoluydu. Gün gelecek ve ben hafızamı bir daha hiçbir şekilde toparlayamayacak şekilde geride bırakacaktım. Ama zaman, o bilinmeyen tansık elbette canımı sıkıyordu ve can sıkıntısı soğuktu.


Annem herhalde uyanmıştı. Televizyonun giderek yükselen sesini duyabiliyordum. Emekliliğinden bu yana, evin içerisinde durmaksızın bir şeylerle uğraşıyordu. Bazı zamanlar o fark etmeden onu izliyordum. İleride, yaşlanacağım zaman gerçekleşecek o mutlak benzerliğin izlerini arardım. 'Büsbütün ona benzemek nasıl olurdu kim bilir' diye düşünür, sonra var gücümle bu hissiyattan uzaklaşırdım. Bazı şeyleri ifade etmek güçtü. Hele de kendinden çok uzak bir bakış açısının, zaman içerisinde yol aldıkça daha da öz benliğine yaklaştığını görüp, umursamazlığa bürünmeye çalışmanın işe yaramayacağını anlamak kadar güçtü! 
Bir zamanlar sukûnetle annemin içinde yaşadığımı bilmek duygusu tuhaftı. Hüzünlüydü. Karmakarışıktı. Belki de bugün bile rüyalarımın bu denli taşkın olması, kendimi çoğu zaman nereden çıktığı belli olmayan mekânlarda bulma çabam, hep o zorunlu bekleyiştendi.

0 yorum:

Yorum Gönder