Uykusuzluk iyiden iyiye başkaldırmaya başladı. Bir süre daha beni rahat bırakmayacağını biliyorum. Her şey istenileni verene kadar. Sonra arasan da bulamazsın. Yanılgıya düşüyorum. Böyle anlarda içimdeki çığlığın sesi gittikçe azalmaya, yapmamam gerekenleri yapmaya zorluyor. İçten içe süren büyük ve gösterişli bir kavganın ortasındayım.
Uzaklardan geçen trenin raylarda bıraktığı gıcırtılı sesler, yıllar öncesinin zorunlu yolculuklarına götürüyor. Bozkırın çıplak neşesi sönüyor. Avuçlarımın arasına kıvrılıp yatan yaprak damarlarında biriktirdiği yorgunluğa aldırmadan geldiği yere geri dönüyor. Belki birgün sarı şehri gerçekten merak eder. O zaman ben de ona verdiğim sözü yerine getirebilir ve bu hikâyeyi anlatabilirim.
Her şeye yeniden başlamanın tedirginliği, sıkıntılarımı ve tükenişimi her defasında daha kuvvetli hatırlatıyor. Sığındığım kitaplar yanımda yok. Varsa yoksa hemen sağ tarafımda koca bir tarih bilgisi gibi duran Han ve onun boş duvarları; koridorlarında, odalarında kimlerden kaldığını bilmediğim ayak sesleri var. Sanki kendi mirasını açık açık anlatıyor. Heybeti buradan.
Uyuduğumu düşünürsem belki işe yarar. Nasıl olsa yoktan var etmeyi, olmazları oldurmayı her zaman başarabildim. Bu yüzden de burada değil miyim? Yeni bir kitabın olası sayfalarını yazmıyor muyum?
Kendi zoruma dayanmalıyım. En zoruna.
Bugüne kadar hep başkalarının 'zoruyla' yaşamadım mı? Boyun eğdiğim onların yasaları değil miydi?
Şimdi, eskittiğim şehirlerden kilometrelerce uzaktayım. Geniş caddeler boyunca bütün gürültüleri birbirine değen, hiçbir şeyi umursamayan ama bu meramda kendisine toz bile kondurmayan yüzlere sesim değmiyor. Onlara yetişmek gibi bir kaygım da yok. Bir tek çocukluğumun anımsamalarda bile yeri kalmamış o günlerini özlüyorum. Çevredeki tüm seslere kulak kesilişim, zor olsa da aralarından ayıklamaya çalıştıklarım hep o bilinmezliğe denk düşüyor. Tozlu raflar arasında sıkışıp kalan, rengi solan, gelinlik giyen ilk bebeğim bile çoktan gözlerini bana kapatmış. Annemi zor da olsa anlamaya başlıyorum.

Herşey zamanla ve her şey zamanda...
YanıtlaSil