PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

8 Ekim 2011 Cumartesi

*Han(7)

Melodi devam ediyor. Garip bir rahatlık duyuyorum. Sanki bütün yaşama arzumu, beni kendi sözcüklerimin peşine düşüren bütün o yitik duygularımı bu rahatlık içinde daha kolay bulabilirim. Hiçbir zaman yeterince yalnız olamayacağım. Yakınmıyorum. Yalnızca içimde kendisine yer bulan bazı anıların tanıklıklarına ihtiyacım var. Tam bir şeyin peşine takılmışken birdenbire değişen görüntüler kafamı allak bullak ediyor. Kimi zaman göz kapaklarımın altında akıp giden görüntülerin hızına yetişemiyorum. Bir yerde uzun uzun kalamıyorum. Yaşlar, mekânlar ve insanlararası geçişler olması gerektiğinden çok hızlı.
Sesler uğultularla duyuluyor. Hiçbir cümle, yan yana geldiğinde anlamlı bir bütün oluşturmuyor. Parçalardan bir şeylere ulaşmayı denesem de yapamıyorum. Sanki bütün yaşadıklarım bir kasetçaların belirsiz sürelerde basılan ileri geri düğmesinin ellerinde takılı kaldı. Umutsuzluğa düşüyorum. Oysa ne kadar çok dinlemiştim. Aralarında aralıksız konuşanlar vardı. Daha önce herhangi bir yerde görmediğim yüzler de bir şeyler söylemişti. Onca duygu, onca karmaşa nereye kaybolup gitmişti? İhtiyacım olmadığı zamanlarda yakalandığım 'hatırlama' hastalığının izlerine asıl şimdi yakalanmalıydım. İnsan neden canı istediğinde bütün bunlara ulaşamıyordu ki?


Hepimizin kendine özgü kayıt cihazları vardı ve hepsi de bir diğerinin aynısı olamayacak kadar çetrefilli işliyordu. Kayıtlar daha ilk anda, doğarken başlıyordu. Gözün alışkın olduğu tuhaf karanlık, dünyaya geldikten sonra bir süre daha devam ediyordu. Sonra yavaş yavaş algının yüküyle tanışıyorduk. Üstelik, tek başına ve olan bitenden habersiz. Belki de çoğumuzun anılarında eksik birer sayfa gibi bomboş kalan o birkaç yıl, bugün bile hâlâ dolduramadığımız boşlukların nedenidir. Kim bilir.


Ağzım kurudu. Havada keskin bir yağmur kokusu. Az önce çatlayan gökyüzünün bu masaya konuk olması neredeyse an meselesi. Birkaç saat önce rüzgârın yerden kaldırdığı toz bulutları toprağa geri dönmüş olmalı. Bacaklarımdaki sızı yerini, hareketsizlikten olsa gerek, ayak tabanlarımda ufak karıncalanmalara bıraktı. Sarı şehre doğru yürüsem her şey düzelir mi?


Farkındayım, orası eskisi kadar yakın değil. Çok uzakta duruyor. Yine de geri kalan hayatımın herhangi bir gününde oraya gideceğimi ve oluşmuş bütün algılarımı değiştirebileceğimi biliyorum. İnsanlarını, bana ve hiç kimseye ait olmayan (çünkü aitlik de en az beklentiler kadar saplantılarımızı körükleyip modern zindanlarımızın kapılarını aralıyor.) o öykülerin sahiplerini ölesiye merak ediyorum. 


Aynılık çemberinin halkasından kurtulacağım gün geldiğinde hepsini tanıyabilirim. Tek tek gözlerine bakıp bana sarı şehri anlatmalarını isteyebilirim.



0 yorum:

Yorum Gönder