PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

1 Ekim 2011 Cumartesi

*Han(6) - Yol Haritası

Aralıktı. Soğuktu. Kar, Ankara'nın bu en dik tepelerinden birinde aman vermeden yağmaya devam ediyordu. Rüzgârla karışıp giderek kuvvetlenen kar tanelerine baktıkça üşüyordum. Yapmam gereken hazırlıkların "acele etmelisin" diyen soluğunu hissediyordum. Öyle çok şey vardı ki! Hangi sırayı takip edecek, nasıl bir yoldan gidecektim? Henüz bilmiyordum ama yol için hazırdım.


Aşıklar Tepesi bomboştu. Hava soğudukça ve kış iyiden iyiye çetin bir hal aldıkça üç mevsim hareketli olan tepe, karanlığa ve yalnızlığa teslim olmuştu. Sokak lambalarının titrek ışıklarının aydınlattığı çöp tenekelerinin etrafında dolaşan birkaç köpekten başka ortalıkta göze çarpan bir canlılık yoktu. Yatağın kenarına kıvrılmış bedenime baktım. Tıpkı düşüncelerim gibi o da sıkışıp kalmıştı. Kapının altından sızan ışığı fark ettim. Babam çalışma odasında her zamanki gibi gazete küpürlerinden toparladığı dosyayla uğraşıyor olmalıydı. Bu demekti ki sabahleyin annemin en okkalı cümlelerine maruz kalacaktı. Benim favorim kesinlikle: "Bıktım artık sizin püşürüklerinizi toplamaktan'dı." Biz, yani babamla ben püşürük sahibi insanlardık. Ne onun odasından ne de benimkinden kâğıt, kalem, defter ve kitap yığınları eksik olurdu.


Gece hiç uyumadan yattım. İstanbul sancısı yoğun bir şekilde dayanma sınırlarımı sabaha kadar zorlamıştı. Oraya gitmek ve mümkün olan en kısa zamana ulaşabilmek için zorunluluklar cetvelinde yapılacak çok şey vardı.


Gözlerimi kapattım. Eski bir oyunun izlerini yeniden hatırlamışçasına, sakin ve huzurlu, görüntülerin içinden geçtim. Galata'nın dar sokaklarında yürüdüm. Parmak uçlarımı sürte sürte yıllanmış duvarların kalbine dokundum. Kalabalığı dinledim. Oradan oraya hızla ilerleyen insanların yaşamlarını bir omuz mesafesinde izledim. Denizi kokladım. Boğazın gürültülü sularına ayaklarımı soktum. Günlerdir devam eden baş ağrısıyla işte o gün burada vedalaştım.

0 yorum:

Yorum Gönder