PEKİ, NEREYE VE KİME DOĞRUDUR bir kadının yatağındaki(!) GÜRÜLTÜYSE KELİMELER?

26 Eylül 2011 Pazartesi

*Han(5)

Küçük, soluk renkli, kırılgan bir yaprak tam da ellerimin birbirine kavuştuğu yerde öylece duruyor. Arada sırada belki rüzgârın da etkisiyle konuşur gibi bir yanını havaya kaldırıp indiriyor. Nefes alıyor. Belli, o da benim gibi çok uzak yollardan sonra buraya gelmiş. Ne de olsa benzer taraflar yakınlaştırır. Bana ne fizikten!
Bu han içerisinde oradan oraya savruluyor olmalı. Gidecek yeri mi var?
Az önce neredeydin? Hangi kuytu köşede, ufalanmış, toz toprağa karışmış taşların arasında derdini anlatıyor,  "buradayım" diyordun. Belki de hiç saklanmadın. Göz önündeydin. Yine de bilirsin, dokunmadan göze de değmez bazı şeyler. Anlarım. Uzun uzun soluklan. Nasılsa vakit var. Sarı şehrin şu geniş, uçsuz bucaksız görüntüsüne yasla sırtını; gecenin uzantısında birlikte yol alırız.
Bu hanın tek müşterisi benim. Bu masada oturuyorum. Henüz hiç uyumadım. Burada uyku yok, ışıklar hep kapalı. Garip değil! Böyle olmasını ben istedim. Göz kapaklarım hem geçmişte hem de gelecekte. Ama aslında tek bir yerde öylece kapanmış duruyor. Seni görmüyorum ama ellerime değdiğin anda senin geldiğini biliyordum. Kime karşılık?


Şimdi avuçlarımın arasında biraz bekle, uzaklara gitmem gerekiyor. Daha da uzağa. Duygularımın kıskacından kurtulmayı başarabilirsem sana da anlatırım. Ama önce içimdekileri kelimelere dönüştürebilmek için harflerden başlamalı, onları yeniden biraraya getirmeliyim. Hava, gece ilerledikçe soğumaya başladı. Üşürsen hışırda, duyarım sesini. Evet, tek başına uğultulu bir rüzgârın içinde kendi sesini duyurmak, dediğin gibi, hiç kolay değil. Başka sesler de var. Duyarsan korkma.
Acaba ilk can suyunu kimden aldın, hatırlıyor musun?

0 yorum:

Yorum Gönder