Bir han içinde
konaklıyorum. Duvarların ortak bir dili var. Aralıksız sesler duyuyorum. Kavgalar, sevinçler, bağrışmalar sanki her şey iç içe girmişçesine duvarlardan süzülüyor. Hanlar, kapısı kırılmış duyguların uğrak yeri gibi. Gelip geçenler, kısacık molada demli bir çay tadında sohbet edenler, uzun uzun soluklananlar; hepsinin akıllarından geçen bütün kelimeler etrafa saçılmış. Soluk güneş ışınları omuzumu yakıyor. Sarı kentin uzaklardan, çok uzaklardan akşamüstüne gölgesi düşüyor. Gözlerimi kapatıyorum. Han bomboş. Saat akşam. Uzun, iri yarı bir gölge, gözlerimden içeri doluyor. Yorgunluktandır deyip, aldırmıyorum.

0 yorum:
Yorum Gönder